Sergi

Zulal Melankoli Sergisi

“beni en güzel günümde,
sebepsiz bir keder alır
bütün ömrüm beynimde
acı bir tortusu kalır
anlayamam kederimi
bir ateş yakar tenimi
içim dar bulur yerini
gönlüm dağlarda dolanır
ne bir dost ne bir sevgili
dünyadan uzak bir deli
beni sarar melankoli”

Sabahattin Ali’nin dizeleri böyle anlatır melankoliyi… Anlaşılmaz bir kederin içimize çöktüğü anlarda daralan ruhumuzu kavurduğu, umudun ve hüznün aynı anda en uç noktalarda hissedildiği bu iki duyguyu birbirine bağlayan anılar ve anlardan kalanlarla yoğurulma ve pişme halidir melankoli.

Kelimenin mitolojik kökenine baktığımızda Melancholius yani Melankoli Tanrısı’yla karşılaşırız. Melankoli Tanrısı, Akıl Tanrıçası Athena ve Savaş Tanrısı Ares’in istenmeyen oğludur. Athena, Ares’ten bir oğul dünyaya getirmeyi kabul edememiş ve onu bir ormanda başka bir kadına teslim edip kaybolmuştur. Yeni annesi tarafından “sağlıklı” yani Hyginos adı verilen Melankoli (Melancholius) tanrı olduğunu bilmez, insanların bencilliklerinden uzaklaşmak için kendini hayvanlara adar.

Zaman içinde tanrı olduğunu öğrenip Olimpos Dağı’na döndüğünde annesi Athena’nın kendisini hiçbir şey olmamış gibi bağrına basması karşısında öfkeyle dolar ve insanların arasında bir köye yerleşir. Bu yolculuk sırasında
yaşadıkları, gördüğü sefalet, acı ve ölümler onu o kadar sessizleştirir ki köydekiler ona Melankoli adını verirler. Kendini bulmak üzere yollara düşen Melankoli köye geri döndüğündeyse herkesin salgından öldüğünü görür ve tanrıların yanına döner.

Bu hikâyede akıl tanrıçasının, savaş tanrısından doğan çocuğunu reddetmesi önemli bir detaydır. Çünkü savaş, akılcı bir tercih değildir ve sonucu melankolidir. Melankoli belki de insanı insan kılan yegâne duygudur. Savaşı, hastalıkları, bencillikleri, riyakârlıkları yani insanın karanlık tarafının sonuçlarının ve en nihayetinde yok oluşunun gerçekliğinin eşiğinde acılara neden olan her şeyin anlamsızlığının yarattığı büyük boşluk duygusu. Bu duygu genelde yüksek ve her dakika farkında olduğumuz bir salınımda değildir. İçimizde bir yerlerde her gülümsenin yanında sunulan kederin gizli bir köşeden seslenişi gibi sezilir içten
içe.


Bu ayın başında, yani 1 Mart’ta sona eren Melankoli Sergisi’ne hayat veren Zulâl de kendi dünyasından bize doğru açılan melankoliyi tasvir eden anılarını derleyip sunmuş bize.

Serginin bütünü sanatçının çocukluk anılarından bugününe enstantanelerden oluşan bir kolaj niteliği taşıyor. Babasının önünde güvenle duran fakat öfkeli bakışlarla bakan kız çocuğu bir başka karede çocukluğun naif neşesiyle tebessüm ediyor. Daha sonra sanatçının gençlik dönemlerinden bugüne yansımış rock gruplarının albüm kapaklarını yağlı boya tuvallerde apaçık görür hale geliyoruz. Serginin geneline aykırı görünen bu çalışmalar aslında bütünde geride bırakılan asi ruhun izlerinin hüznünü ve coşkusunu da sunuyor.

Çiçekler ve konstrüksiyonlar… Kadının doğasının duyarlılığını taşıyan bu sergi güzelliğin ve estetiğin romantik inceliğini taşıyan çiçekler ve metal ağırlıklı konstrüktif yangın merdivenleriyle havalandırma kanalları arasında ilginç bir kontrast yaratıyor. Fonda yükselen binaların hemen önünde evinde ya da başka bir tanıdık mekânda yalnızlığıyla birlikte oturan kadın; çocukluğumuzun yeşil sayfiye yerlerinden, endüstrileşen kente uzanan bir aksta bekliyor: Küskün ve belki hâlâ umutlu.

Ağırlıklı kolaj tekniğiyle karşılaştığımız sergide dün ve bugün tek bir zeminde yeniden, yeni bir duyguyla inşa ediliyor. Sonbaharın hüznünü çağrıştıran renkler, yer yer grinin tonları ve yeşilin gülümseyen pentür vuruşları. Serginin temelde öne çıkan figürü kadın desek yanlış olmaz. Doğayı, üretkenliği, yaşam vermeyi temsil eden kadının çiçeklerle bezeli
dünyası kentin yükselen yapılarının arasında bir ışık huzmesini düşlüyor. Çocukluğunda umutla baktığı gelecekten umudunu kesmiş şimdide, kendiliğinde duruma teslim olmuş melankolinin tadını çıkarıyor.

ŞUBAT 8, 2016

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *