Güncel SanatSergi

Şuuraltı Operasyonları

Kumbaracı yokuşunun sonunda bir binaya yöneliyoruz. Binanın kapısının yanındaki camekanın arkasında ağaç kovuğunu çağrıştıran bir giriş görüyorsunuz. Derin ve uzak bir güzergaha yolculuk yapacağımız hissini yaşatan bu ahşap form ilgimizi uyandırıyor. Sergi mekanının ışıklı atmosferi, kovuğa benzeyen giriş temsilinin çağrıştırdığı loş ve biraz nemli alanın önüne geçemiyor. Ve böylece şuuraltımıza doğru yola çıkıyoruz.

Sözünü ettiğim sergi Rafet Arslan’ın Şuuraltı Operasyonları adlı sergisi. Kendisi ile şahsen yeni tanışmış olsam da ona dair ilk izlenimim rutin olarak gerçekleştirilen sanat sohbetlerinden birinde konuya getirdiği farklı bakış açısı ile aklımda yer edişiydi. Konuya yaklaşımının etkisinde kalmış ve konuya ilişkin önümüze sunduğu kavramları ister istemez ceplerime doldurup çıkmıştım mekandan. Sergisine gittiğimde karşılaştığım çalışmalarla kendisine dair bu izlenimim pekişmekle kalmadı sanatına dair yeni farkındalıkları da tetikledi. Kendi dünyama ait şuuraltımda yığılmış pek çok detayın su yüzüne çıkmasını sağladı.

Şuuraltı, Jung’un ifadesiyle bilinç dışı çocukluğumuzdan bu yana biriktirdiğimiz, maruz kaldığımız ve yaşadığımız pek çok sözlü, görsel ve işitsel deneyimin bilinç düzeyinde yapılmış kayıtlarından geriye kalmış, hoşa gitmeyen ya da dikkate almadığımız detayların istiflendiği bilincin izbe sokaklarıdır. Yıllar boyu maruz kalınan onca mesaj, bilgi, duygu ve düşünce işe yararlıklarını yitirdikten sonra kendilerini Şuuraltımızda bulurlar. Şuuraltı Operasyonları sergisi dikkatimizi şuuraltımıza, bilinç dışında kalan izbe sokaklarımıza çeker. Sanatçı sergisinde karşımıza çıktığı çalışmalarıyla izleyicisinin zihninin derinliklerinde sessiz sakin uyuyanlara yönelik bir operasyon gerçekleştirir ve uyuyan canavarlarımızı uyandırır. Sergi orada olduğunu bildiğimiz ve yeniden hatırlatıldığında küçük sarsıntılar geçirmemize neden olan gerçeklerle ilgilidir. Sanatçının gerçekliğimize dair yarattığı kırılmaya neden olan bu hareket neyin gerçek olup olmadığına, sunulan gerçeklikler ve kendi gerçekliğimiz arasındaki gerilime ilişkin bir yüzleşmedir.

Rafet Arslan tam da olması gerektiği gibi Türkiye’de yıllardır hak ettiği değeri bulamamış bir tekniği kullanır bunu yaparken. Kolaj tekniğiyle bizleri, yıllardır biriktirdiğimiz göstergelerin ve kodların ilişik olduğu kavramlara doğru bir yolculuğa çıkarır. Yolculuğumuz esnasında şarap tıpaları arasında Eros’u seyrederken, birden güzel bir kadının aksında mezozoik çağdan bir dinazorla karşılaşırız, how to sell modern art sorusuyla karşılaştığımızda ise dekolteli bir kadın soruya dair aklımıza ilk gelen cevaptan şüphelenmemize neden olur. Göğe yükselişle kutsanan bir televizyon, karar anıyla karşılaştığımız bir figürün ciddiyetiyle sarsılır. Nuh’un gemisine yolcu kalmasın nidalarını atabileceğiniz bir grup hayvan figürünün arasında sıyrılıp, ikonalara ve abidelere dönüşmüş biblolar ve şişelerle karşılaşırız.

Şuur altı ettiğimiz her şey bir anda karşımızda belirir. Bu sebeple serginin izleyicilerini zorlu bir deneyim bekler. Çünkü sanatçı alışık olduğumuz, yakınımızdaki raflara uzanıp alabileceğimiz kodlar ve göstergeleri bölüp, parçalayarak yeniden bir araya getirir ve başka bir perspektif sunar.

Zihnimizde katmanlar halinde yer alan ve çeşitli klasörlerde istiflediğimiz bütün kavramlar artık darmadağın olmuştur. Dayanağımız olan kavramlar artık geçişken hale gelmiş kavradığını düşündüğümüz şeylerden fazlasını kavrar hale gelmiştir.

Hayatı anlamak ve iletişimi kolaylaştırmak için genel çerçeveler sunan kavramları kimler ve nasıl üretilir? Dilin yaşayan bir organizma oluşundan yola çıkışla, tarihsel akışta yaşanan her şey dilde yerini alarak kavramsal çerçeveler oluşmasına neden olurlar. Kavramların kapsadığı kelimeler politik, ekonomik, toplumsal değişimlerle birlikte doğmaya, büyümeye, değişmeye başlar, işlevini ve amacını yitirenler ise ölüp giderler. Kavramların yaratıcısı ve mimari olan sistemin ve iktidarın gücü ise hayatımızı “kavrayan bir ana hat” içine almasından gelir. Düşüncelerimizin ve algılama biçimlerimizin etrafına çekilen bu  kavrayıcı düşünce yapıları bireyin iradesini kurgulanmış bu yapılar içinde yeniden konumlandırır. Kavramlara göre yerimizi belirlemeye çalışırken bireyler olarak kurgulanmış olan bu büyük kavramlar dünyasının içine sıkıştırılmış olduğumuzun çoğunlukla farkında olmayız. Durduğumuz yerde kendi irademize ve var oluşumuza dair bir fikre sahip olsak dahi çevremizi çeşitli şekillerde kuşatmış bunca kavramın içinde kaybolur gideriz ve kendimizi, kendi var oluşumuzun gerçekliğini kavrayamaz hale geliriz. Peki birey toplumsal mekanizmaların inşa edilmiş bu kavramsal ana başlıklarından bağımsız olarak kendiliğine dair bir tanım yapabilir mi?

Özellikle içinde bulunduğumuz çağın önümüze koyduğu her yeni şey somut ve basit yapılardan karmaşık, iç içe geçen ve birbirinden farklı olduğu halde birbirine benzeyen formlara bürünmüştür. Çoğalarak artan kavramları birbirlerine benzetmeye başlamış, nerede bitip nerede başladıkları ile ilgili referanslara dair izleri kaybetme noktana gelmişizdir. “Devlet kelimesini bir kavram olarak ele aldığımızda  devlet kelimesi neleri kavrar, neleri kucaklar, bünyesinde neleri taşır? Otorite, idare, yönetim, ülke, millet, güvenlik, eğitim, hizmet, vatandaş… Peki yaşam neleri kavrar? Var oluş, ekmek kavgası, sosyal medya, dinazorlar, seks, ölüm… Daha önce de belirttiğim gibi özellikle son yüzyılda artan ticari üretim faaliyetlerinin beraberinde getirdiği tüketim, kavramların dikey bir şekilde derinleşmesinden ziyade yatay bir şekilde yayılarak daha çok şeyi kavramasına neden oluyor. Derinliğini yitirerek yüzeysel bir resim sunan bu değerler bizlerin de yüzeyde kalmamıza neden olurlar.

Kavrama hali bir eylem olarak bir şeye hakim olma, anlama, anlamlandırmayı da beraberinde getirir.Bizler acaba artık kavrama yeteneğimizi mi yitirmişizdir? Hayat nedir diye sorulduğunda hayatı algılayışımızı tanımlayan kavrayıcı bir cümle kurabilir miyiz? Maruz kaldığımız onca değişken, yatay yönde eklemlenerek eklektik bir şekilde hayatımıza giren ve kavramların içine sürüklenen her yeni değer yaşamı algılayışımızı daha da niteliksiz hale getiriyor sanki. Kavramlarla örülü bir kaosun içinde anlamaya çalıştığımız her şey üstümüze geliyor ve bizler akış içinde sadece yaşama halinde olabiliyoruz. Var oluşumuza ve var oluşumuzun gerçekliğine yönelik en büyük işaret olan düşünme, üretme ve farkında olma hallerini es geçiyoruz. Çünkü onca şeyi kavramaya ne vaktimiz, ne de kapasitemiz yetmiyor. Daha önce de söylediğim gibi kavra-mış gibi yaparak önümüze sunulan şeylere dair gerçekliklerin bir kısmını göz ardı ediyor, yaşamsal ihtiyaçlarımıza en yakın olanları ise cebimize koyup ilerlemeye devam ediyoruz.

Rafet Arslan Şuuraltı Operasyonları çalışmasıyla kendimize dahi söylemekten sakındığımız bu durumu deşifre ederek, bilincimizin manşetlerine taşır. Sergisinin başarısı da buradan gelir. Kendisi kullandığı kolaj tekniğiyle hepimizin ortak göstergelerinden bir derleme sunar. Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel bir tasarım olan kavramın doğasıyla örtüşen bu teknik ile sanatçı, eserlerinin her birini kavramları farklı önermelerle bir araya getirerek yeni kavramlar üretmiş, parçalara ayrılmış dünyamıza yönelik sorular sorduran izlekler oluşturmuştur. Bu durum izleyicinin kavramları eski yerlerine oturtma çabasının hüsranla sonuçlanmasına neden olur. Hayatı tanımlamaya, anlamlandırmaya ve gerçekliğimizi netleştirmeye çalıştığımız her an yanı başımızda duran kavramların yeri değişmiştir. El yordamıyla aşina olduğumuz kavramlara uzansak dahi onları yerinde bulamayız.

Ayaklarımızı yere basmak istedikçe zaman ve mekan algımızda sapmalar yaşamaya başlarız. Zihnimizdeki kronolojik dizine müdahale ederek kırılma yaratan sanatçı kavramların çaplarını genişleterek ve yerlerini değiştirerek zeminimizi kaygan hale getirmiştir. Artık neye baktığımızı kavramak zordur. Gerçeğimiz aşina olduğumuz kavramlarla yapılmış bu kolaj çalışmasıyla güvenilmez hale gelir. Rafet Arslan Şuuraltı Operasyonları adlı sergisiyle amacına uygun bir operasyon gerçekleştirir. Gerçek aslında nedir? Gerçekliği yaratan, destekleyen kavramlar kimin kavramlarıdır, gerçek kimin gerçeğidir ve hangi zamana aittir?

Sanatçı ezberimizi bozarak hayatın hızlı akışında alışkın olduğumuz kavramların yerine yurduna, kaynağına dair sorular üretmemize ve bugüne ait gerçeklik kavramımızı sorgulamamıza neden olur. Bu sebeple sergi alanındaki çalışmalara konsantre olduğumuzda kafamız karışmış ve kendimizi rahatsız hissederek mekandan ayrılıyoruz.

Şuuraltı Operasyonları sergisinin son yıllarda sunduğu önerme ve kavramsal çerçeveyle beni en çok etkileyen sergilerden biri olduğunu söyleyebilirim.

Çiğdem Zeytin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *