Ropörtaj

Sarkis, İkiz (Twin) Sergisi ile Galeri Mana’da

*Contemporary İstanbul’un CI Magazine Dergisi, Eylül, 2013 edisyonu için hazırlanmıştır.

Sarkis güncel sanatın belleğinde yerini çoktan almış önemli sanatçılarından biri. Galeri Mana’da  ziyaret edebileceğiniz İkiz sergisi Gökkuşağı adlı eserinin de sergiye eklenmesi ile yeni bir boyut kazanmış durumda. Serginin son halini ve her adımı detaylarla dolu olan sergiyi konuşmak için Sarkis’le bir araya geldik.

Ç.Z: Serginin adını taşıyan İKİZ kavramını nasıl okumalıyız?

S: Sergideki İkiz ifadesi tekrarları referans alıyor. “Tekrarlardan ifade etmek istediğimiz nedir?” diye sorarsanız şöyle açıklayabiliriz. Bir müzik eserini örnek alalım bu eseri ilk kez dinlediğinizde onunla tanışırsınız, ikinci kez dinlediğinizde eserle ilgili algınız değişir, üçüncü kez dinlediğinizde ise aranızda artık bir bağ oluşmuştur ve ona tutku duymaya başlamışsınızdır. Eserle birlikte artık siz onunla olan ilişkiniz içinde yeni şeyler doğurursunuz. Eseri bir zemin olarak düşünürseniz onun yüzeyinde yaşamaya başladığınızı söyleyebiliriz. Yeni bir yaşam alanı bir başkası tarafından üretilmiş eserin sizin tutkuyla bağlandığınız üzerinde yaşamaya başladığınız zemininde ilişkinizin doğurdukları… Burada eserin de yaratılmış olduğunu unutmamak gerekir. Eser sizden bağımsız bir parçayken onunla yeni bir şeylere dönüşür yeni varoluşlar doğurursunuz. Bu diğer tekrarlarda yeni keşiflerinizle devam eder.

Sarkis / İkiz / Gökkuşağı

Sergi mekanına ve düzenlenişine baktığımızda da bunu görebiliriz. Şu an üç katlı sergi mekanının üçüncü katındayız. İlk iki kat serginin düzenlendiği, yerleştirildiği alan. Birinci katla girdiğiniz etkileşimden sonra ikinci kata çıktığınızda aynı tekrarı farklı nüanslarla yaşayarak ikiziyle karşılaşıyorsunuz. Sergi mekan ilişkisi içinde bakarsak şu an bulunduğumuz üçüncü kat yerine zeminde yani serginin girişinde olsaydık konuşmamız farklı olacaktı. Sergiyi taşıyan iki ana kat içinde birbirlerine gönderen bir sergi kurmak istedim. Belleğe kaydedilenin tekrar deneyimlenmesini sağlarken belleklere referans veren bir sergi kurgusu yarattım. Düşünün bir, mimarlar mekanı kurgularken mekana gelecek olan kişiyi bir tavra davet etmek üzere tasarlarlar.  Aynı şey sergi mekanının düzenlenmesi için de geçerli. Sanat izleyicisinin sergi mekanına girdiğinde bir tavra girmesi ve sergiyi bu şekilde yaşaması serginin tasarımının önemli bir detayı.

Sergi mekanlarında genelde nesneye doğru bir gidiş vardır. İzleyici serginin kendisiyle değil, nesneleriyle karşılaşır. İkiz sergisini farklı kılan birbirine benzeyen iki dünya kurulmuş olması. Ve gitgide genişlemesi, serginin kendisinin konuşur hale gelmesiyle nesnelerle sınırlı kalmayarak sanatın konuşuyor olmasıdır.

Aynı zamanda eklemek gerekir ki sergi 10 Eylül’de yeniden programa giriyor. Sergiden bazı parçalar koleksiyonlara alındı yani sergi sürekli bir değişim içinde, tıpkı bir yaşam formu gibi. Bu anlamda serginin çıkış noktası ile devamlılık arz edişi kendi içinde önemli bir tutarlılık gösteriyor.

Ç.Z. :Yani serginin yaşayan bir belleği var diyebiliriz, doğru muyum?

S: Bellek soyut bir kavramdır. Amacım asla soyutluklar yaratmak ve bunları beslemek olmadı, aksine soyuttan somuta gitmek önceliğim. Unutmamak gerekir ki her sanat eserinin bir fiziği vardır. Örneğin bir heykelde malzeme bütün ağırlığı ve varlığıyla heykeli kurar. Sergide yer alan bakır heykellerde formu ve fizik varlığıyla böyledir. Başka türlü olamazlar. Bu anlamda sergide her şey detaylarla diğerine bağlanıyor. Afrika maskları bakır zemin üzerinde fotoğraflanmıştır. Bakır zemin üzerine oturtulmuş ve bakır çivilerle duvarda yerlerini almıştır. Serginin ortasında yer alan kasa serginin kalbidir. İlk çıkış noktası harp ganimetlerini saklayan bir kasa olmasıydı. Masklar kasada ganimetler olarak yerini almak üzereyken içine kütlesel olarak yerleştirmeyi tercih ettiğim silindir ambalaj sergideki tüm ganimetleri kapsayan bir anlama büründü. Silindirin içinde bir petekte bal var. Ortasında yer alan delikten hava alan bal yaşamaya devam ediyor. Yani eserler somut formlarıyla ve hikayeleriyle birbirlerine referans veriyorlar.

Aynı şekilde duvarda yer alan vitraylar da tekrar eden ikilikler üzerine kurgulandı. Sokakta her gün karşılaştığımız sıradan insanlar vitrayların tekrar eden formları içinde kutsallaşıyorlar.

Ç.Z: Peki ya Gökkuşağı sergide yerini nasıl buldu?

S: Olması gerektiği gibi. Gökkuşağı; serginin içinde bulunduğu mekan, mekanın bulunduğu sokak ve çevreyle ilişkisi içinde yaşayan bir serginin kendini var etmiş bir öğesi. Farkındaysanız gökkuşağı sıradan bir gökkuşağı değil kendiliği içinde farkını ortaya koyan bir eser. Son bir kaç aydır yaşananlarla birlikte anlam kazanıyor. Sergide onun da yerini almasıyla ropörtajın başında konuştuğumuz üzere serginin yaşayan bir varlığa dönüşmesi konusuna geri dönmüş oluyoruz. Yani dış dünyayla ilişkisi içinde nefes alan bir sergiyle karşı karşıyayız.

Sarkis / İkiz / Gökkuşağı

Sergiyi bir ay önce ziyaret ettikten sonra “tekrar” Sarkis’le ropörtaj için geldiğimde sergiye dair ilk deneyimimin bir İkiz’ine dönüşen ropörtaj, Sarkis’le olan sohbetin ve paylaşımın bir diğerinin de olması dileğini doğuruyor.

Genelde “İkiz” kavramının ilk çağrışımı “birbirinin aynısı” olsa da Sarkis, “İkiz” adlı sergisinde benzeşiklikleri tekrarlar üzerinden kuruyor. Katılaşan belleğin akışkan hale gelmesine neden olan, yaşayan eserleriyle arkaik yanımızdan bugüne gerek toplumsal belleğimizde gerekse bireysel deneyimlerimizle yer etmiş bellek izlerimizi takip ederek, yaşama halindeyken oluşturmaya devam ettiğimiz bellek geçişlerinde göndermelerle yeni referans noktaları yaratırken yaşayan organik bir akış sağlıyor.

Tam da burada şunu söylüyoruz, yaşamak nefes almaktan bir adım ötesidir. Yaşamak her yeni deneyimde belleğimizde yer etmişlere uzanabilmek ve yeni bellek izleri yaratabilmektir.

Çiğdem Zeytin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *